Google



edebiyat ve sohbet

9/9/2006 - SOKAK LAMBASI

    

                  Gece.....soğuk bile yağmurun gölgesindeyken....

 

       Titrek bir ışık geliyor şimdi gözlerime; belki de geceden kalan son yabancının feneridir diye umutla doğruluyorum...medet umarcasına , sızlayan ayaklarımla son bir güçlü hamle yapıp ayağa kalkıyorum ve sonra.............sertçe yere yığılıyorum...kahkahalarla gülüyorum halime...karnımdaki sıcaklık gittikçe beni yakıyor....avuçlarımdan süzülen kana aldırmadan gülüyorum...yaralanıyorum...belki de hissettirmeden kendime, yağmura karışıyorum....ama hala gülüyorum...nedenini bu kadar kesin bir şekilde bilmek mi yoksa bir ömür boyu bekleneni böyle bir yaşam anında görmek mi beni neşelendiriyor bilmiyorum ama...avuçlarım kan kırmızı ve ben hala gülüyorum....Oysa ki bir gece evvel..............

Bir gece evvel uzun bir yoldan gelmiştim...doğduğum şehre...

İstanbul ‘a....yavaş adımlarla tek tek yoklamıştım yollarımı...ve mabedimde yaşayan tek efsanemi kucaklamıştım.....surlarımı....insanlarımı.....laflamıştık hatta kadehsiz aşklardan gebe sohbetlerle....sonra fark etmiştim rüzgarı....ya da aslında hiç esmeyen ama benim ruhumun ürpermesine sebep olan zaman teklemesini...ne kadar da yalnızdım...birer küçük taş iki cebimde de...bir kibrit kutusu elimde ve bir sigara.....her zaman ki yerinde...sigaranın daha yasak olduğu dönemlerimde gizliden zulaladığım yerde...işte orda....yırtık yarım yamalak bir gazete kağıdının altında yatan zulamda....nefesimin sonuna kadar çektiğim sigaramla en tepesinden aşağı süzülen her umuda tek tek selam çakıp

Ruhuma biraz daha aşk depolamıştım köpek öldürenle....ya sonra....sigaranın sonunda mı bir su gibi bulanıklaşmıştım....yoksa şarap mı?...günlerdir toplanmayan çöpler?.....hayır olamaz....bunlar resmi tamamlayanlar...onlar olmadan resim her zaman eksikti...

Şimdi fark etmeden sürünüp geldiğim yola dönüp bakıyorum...

Bütün bu eski resmi daha bir gece önce canlıyken solan bu resmi düşünürken sürünüp geldiğim yola bakıyorum....ve kafamı kaldırıp uzaklara dalıyorum...geceden gelen el fenerli yabancıma bakıyorum...uzaklardan göz kırpan her zaman ki zerafeti ile karşınızda ‘’SOKAK LAMBASI’’.....büyük bir kahkaha daha patlatıyorum...ve üstüne de bir tomar küfür Salih amcanın ikinci karısından...geveze orospudan....içinde yaşananları yılların yüzünde bıraktığı darp izlerini silmeden her gecemi bana armağan eden ve beni hiç yalnız bırakmayan SOKAK LAMBASI ve onun benim sevdalımın her sokağındaki can yoldaşları..

‘’ Ya o gazete neydi be öyle....sigaraları yağmurdan korusun diye sardık bütün piyizi yemiş gavurun dölü!!’’.....en derininden bir resim daha kopuyor dün geceden...rüzgar yağmura boyun eyerken ayaklarımın dibinde siyaha çalmaya başlayan ıslak rengiyle gözlerimin karanlığını delip geçen gazete parçası....lanetlenmiş bir sesle irkiliyorum sanki bir gramofondan, taş plaktan gelircesine alaylı ama sonradan ironili ‘’yazıklar olası’’ ses...

Kendi yüzümün içinde parçalanan; kulaklarımı tırmalayan ses...kendi sesim!...’’pu sülalesini lüleden yediğim kağıdı...en fazla üçüncü sayfa olurmuşsun zaten!!!’’...ve ardından patlayan kahkahalar....kırılan boş şişeler biten sigaralar...ıslanan kağıtlar...ölmek üzere olan bedenler gibi titreyen SOKAK LAMBALARI.........

Donup kalıyorum gök gürültüsüyle birlikte iyice ben olan yağmurun içinde an be an yağmur oluyorum...yattığım yerde yaslandığım direk doğrultusunca gökyüzüne kaldırıyorum kafamı...son bir hamle ve sönen bir SOKAK LAMBASI ’nın ayak ucunda yatarken buluyorum titreyen vücudumu...şimşek her çaktığında hafızamda bir kapı daha açılıyor...ve her kapıdan çıkan, beni biraz daha kana ve ölüm yorgunluğuna sunuyor....Sonra yine gülmeye başlıyorum....yüzümde yağmur damlaları yanarken...sıcak olmaz yağmur ben de biliyorum ama...ateş gibi de ağlanmaz be adam kendimden saklıyorum....ortalıkta kalan son karanlık SOKAK LAMBASI ‘ nın altında yatıyorum...az ilerdeki lamba daha net artık...altında bir hokka çöp ile sırıtarak duruyor...’’ulan çöpe bile ışık koyarsınız burada biz karanlık altında’’...yine gülüyorum...artık altımdan akıp giden sokağa karışan kanlara bile aldırmıyorum...HATTA NEDEN BU KADAR KARANLIK VE YARALI OLDUĞUMA...YA DA DOĞDUĞUMA MI?

Giderek netleşen resimde; son kahkahalarıyla gecenin, son kerkenez de kalkıp gidince ev sahibi olarak zulayı yeniliyorum....işte orada yağmurun iki kulağımda yankılanan sesi sanki iki farklı zamandan geliyor...birinde yaslandığım ve son bir kez daha yanmak için canhıraş bir şekilde uğraşan yağmur dolu bağırışlarıyla SOKAK LAMBASI...diğerinde de sadece yağmur ve yıkım........

Ellerimden kanlar gelene kadar sıktığım kırık şarap şişelerinin üstünde sızıp kalıyorum ta ki bu geceye kadar...şu ana kadar...son çırpınışları da fayda etmeyen ve sonsuz karanlığına bürünen SOKAK LAMBASI altında son kez karanlık gözlerimi dikip sokağa bakıyorum...İki cansız beden sırt sırta verip yatıyoruz ömrümüzü alan bu sokakta...yağmur da göz yaşlarımız da ısıtmıyor artık bizi...gecenin karanlığında tamamen sönüyoruz....o yüzünde yılların verdiği izlerle; ben ise yüreğimden kopan ve kapkaranlık gözlerimle gördüğüm son resimle.........!!!!!!!

 

26.07.1997 Tarihli SABAH Gazetesi sayfa 3.........!

 

 

yağmurla birlikte; rahat uyu MELEĞİM!

Çingene....

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bizler yeryüzüne sürgün bir ırkın son siluetleriyiz...Bize düşen bir nefes ötede mesafesiz aşkları yaşamaktır...

Arkadaşlarım

• sukranca
• ceboi
• naznaz
• Blogcu Yardım