30/11/2006 - AVUT BENİ BÜYÜDÜM
Eminönü, iskeleden camisine uzanan derin bir sessizlikle uyanıyor bu sabaha...Kuşlar yetim yüzlerini taşa çevirmiş, hayaletlerini uğurluyor şehrin, geceden kalan...Sabah ki en ağartılı tan, ağrıları yükseliyor İstanbul'un doğum sancısı gibi...Sancı ki derinlerinde ki acı, dayanır mı İstanbul buna?...
Yine hüzün doluyor gözleri İstanbul'un, her sabah dayanacağını bile bilmeden doğurduğu, yeni bir güne ağlıyor gökyüzünden; bir sonbahar sabahında...Yeni bir gün daha doğuyor İstanbul'a yetim kuşlarıyla...Eller nasıra gebe, yürek rüzgara kurak, kuşlar sadece muamma uçuşlarda...Şehirlerin anası İstanbul, kimliği belirsiz mezarlık şehirleri gibi çekiveriyor kuşları yeşillerine...Nafile hüzün ağır basıyor kuşların bile yüreğine...İstanbul hayaletleriyle ete kemiğe bürünüyor; mezarlıklarında şakayıkların ötüştüğü Eyüp'ten Haliç'e...Hangi yeşil rengine denk gele ki cüreti ile...Haliç yine kaşları çatık, bırakıyor sularını sessizliğine...
''Kadınım'' diyor aklı zayi bir hayalet sabahın kör vaktinde...Okkalı bir küfür yiyor cemaat-ı hayaletlerden...''İstanbul biliyor ya kimse anlamasa da olur'' diyor içinden yarım akıllı zat...KADINIM diyor İSTANBUL'una...Kadınım sen olmalısın en şatafatlı ve şeffaf şekilde...Geçebilmeliyim her defasında yüreğinden...Esen her rüzgarda dudakların var oysa...Öpebilecek miyim yanaklarını ılıklığımla KADINIM...Dayanamaz İstanbul O da biliyor...Soyunuyor karanlıklarından, loş bir tanesini güne bırakarak...Kasvetli bir çekicilikle yeni gün hareketleniyor iskeleden içerilere doğru...ve bir küçük hayalet, elleri titriyor...Ürkek bir bakışla başını yavaşça kaldırıp cüret ediyor İstabul'a bakmaya...Sonbaharın sonu yaklaşıyor...İstanbul en samimi en sıcak soğuyla; kasım ayının en dehşetli kasvetli havasıyla karşılıyor O nu...Kasımın karanlık kasvetiyle ellerine alıyor küçük sevdalısını...Öyle sevdalı ki gülüşündeki gamzelerinde kuşlar saklı sanki yetimliği ile...Yetim kuşlar gibi taşlara dönük yüzünü karalardan arındırıyor da...Ellerinde yem taslarıyla bekliyor ufaklık...Güneşsiz bir günde afacan boyu ile...
Bir vapur selamlıyor keskin sesiyle İstanbul'u...O nasıl bir neşedir ki adavapurundaki; Haliç'in bile çatık kaşları sönüyor...Gülümsüyor, artık gamzeleri olmayan yüzüyle soğuk sularını ısıtırcasına...Tüm hüzünlerini toplamış yüzüne İstanbul...Sularında bir ses dalgası en aşina vapurlarından biri seslenmekte, rüzgarı bile kesen sesi ile...Ey İstanbul vurduğun yer bu değil...Yürekte...
Perdeler kalkıyor sanki biryerlerden sahne iyice aydınlanıyor iskelede...Bir çift kundura görünüyor az evvel Haliç'in, adavapurunun göründüğü gözlerden...Sonra bir çift çatlamış el...Ve yavaşça uzanınca sularına doğru Marmara'nın...BEN görünüyor İstanbul'un aynasından...Ve bir ben daha diğer aynasından...Yüzyüze dönük aynalar ortasında gözlerim az evvel ki afacan boylu çocuğu arıyor...NEREDE?....İstanbul'un en tenha mezarlığına doğru ilerlemekte...oysa ki daha az evvel buradaydı...Kendine yetmez aklı ile gömüverecek İstanbul'u nadasa terk edilmiş toprağına...Toprak ki sonu Haliç'e uzanmakta...Suları sersemlemiş çatışan kaşlarının altında...Bu ne öfkedir ki Haliç baktığın her toprak can çekişmekte...
Eller görünüyor yine aynı gözlerden...Ben yine başka bir ''BEN'' olmakta...Eller görünüyor avuçları toprak dolu...Bakınıyorum etrafa...Az evvel burda bir çocuk vardı...Simit alacaktım ben ona...Şimdi de burda mı?...Bu toprakta mı yatıyor...Açılan çukura bakıyor gözlerim...Gittikçe kararıyor rengi İstanbul'qa bakarken...Oysa ne de canlıydı ilk doğduğunda İstanbul'un kucağında...Tüm ferlerini kaçırıyor İstanbul afacan boylu çocuğun gözlerinde...Bir çift yitiklik var sanki suretinde...Oysa az önce ışıldıyordu o suretteki aynalar...
İçi yem dolu bir tas düşüyor küçücük ellerden...Bir feryad-ı figan alıveriyor gencecik gözlerden damlayan yaşları...Görünen bir resmi iyice karartıyor...Bir yitim daha mı İstanbul?...Bir zayi daha mı?...Küçücük elleriyle toprağı kazıyor en sevdiğini İstanbul'a armağan ederken...Şimdi bir ses geliyor uzaklardan...
''Sen ki İstanbul bana ilk aşkımı veren, ilk şarabımı benle tadan, kadınımı senle belleğime kazıyan...Herşeyi bana verdin İstanbul...Ama aldıklarınla bende bir ''BEN'' dahi bırakmadın ya...Bir ben daha var karşında sancıları çoğalmakta İstanbul...Doğuma benzer oldu her sokak sedyeler var adeta herbirini taşıyan...Avut beni artık İstanbul....Ben sendeki acımla doğdum, büyüdüm...ben ölmeden avut beni İstanbul....Ya da....AVUT BENİ İSTANBUL, BAK HALA DİĞER BENDE SAKLI BÜYÜKLÜĞÜM...!''
ilk defa
çingene & eNfeRrujj
29 kasım...
|